top of page

Yeşil Şehir Yetmez: Viyana ile Barselona Arasında Gölge, Tarih ve Değişen İklim Üzerine

Yiğitcan Erkan
4 saat önce
8 dakikada okunur

Bir şehrin ne kadar “yeşil” olduğu ile o şehirde yazın ne kadar rahat yürünebildiği aynı şey değildir. Viyana bunu çok iyi gösteriyor.


Haritaya baktığınızda Viyana son derece yeşildir. Büyük parklar, saray bahçeleri, Prater, Tuna Adası, mezarlıklar, korular ve küçük mahalle parkları şehrin dokusuna güçlü biçimde dağılmıştır.



Fakat ağustos sıcağında Neubau’dan Altstadt’a yürümeye başladığınızda başka bir gerçek ortaya çıkar: güzel binaların önündeki kaldırımların önemli bir bölümü gölgesizdir. Uzun taş cepheler, sert zeminler, park etmiş otomobiller ve güneşe açık kaldırımlar arasında ilerlerken, birkaç yüz metre ötede kocaman bir park bulunması pek teselli etmez.


Barselona’da ise hissedilen şey oldukça farklıdır. Şehrin özellikle Eixample bölgesinde ağaç, gidilecek bir parkın unsuru değil, sokağın kendisinin parçasıdır. Bir yerden diğerine yürürken ağaçtan ağaca, gölgeden gölgeye geçersiniz.


İki şehir arasındaki bu fark aslında ağaç sayısından çok daha ilginç bir hikâye anlatıyor.

Şehirlerin geçmişte hangi sorunları çözmek üzere tasarlandığını, sokakların kime ve neye ayrıldığını ve iklim değişikliğinin yüzlerce yıllık kent dokularını nasıl yeniden düşünmeye zorladığını gösteriyor.


Viyana'nın paradoksu: Yeşil ama her zaman gölgeli değil


Viyana'nın yeşil şehir kimliği sahte değil. Belediye uzun yıllardır parkları, büyük rekreasyon alanlarını ve kentsel yeşili yaşam kalitesinin temel bileşenlerinden biri olarak ele alıyor. Şehir ayrıca yılda binlerce yeni ağaç dikiyor ve 1.000 civarında parkı yönetiyor. Fakat yeşilin önemli bölümü noktasal veya büyük alanlar halinde bulunuyor; günlük yaya güzergâhlarında kesintisiz bir ağaç örtüsüne dönüşmesi çok daha zor.


Viyana'nın Parkları


Bu ayrımı kent planlaması açısından şöyle ifade etmek mümkün:

Park, yeşil bir destinasyondur. Sokak ağacı ise yeşil bir altyapıdır.


Bir park şehri serinletir, rekreasyon sağlar, biyolojik çeşitliliği destekler. Ama evinizden restorana, müzeye, metroya veya alışveriş caddesine yürürken doğrudan konfor sağlayan şey, güzergâh boyunca devam eden gölge örtüsüdür.


Dolayısıyla şehirlerin “kişi başına yeşil alan” gibi klasik göstergeleri, geleceğin en önemli sorularından birini tam olarak cevaplamıyor:


Viyana Sokak Görüntüsü
Viyana Sokak Görüntüsü

Bir insan temmuz ayında öğlen 13.00'te bu şehirde 20 dakika yürüyebiliyor mu?


Bu soru önümüzdeki yıllarda şehir kalitesinin belki de en önemli ölçütlerinden biri olacak.


İki şehrin genetik kodları farklı


Barselona ile Viyana arasındaki farkın önemli kısmı iklimden önce kent morfolojisinden, yani şehirlerin fiziksel olarak nasıl oluştuğundan kaynaklanıyor.


Viyana'nın merkezinde yüzyılların üst üste binmesi görülebilir. Orta Çağ'ın dar ve düzensiz sokakları, Barok dönemin saray ve meydanları, ardından 19. yüzyılın Gründerzeit yapılaşması bugünkü kent dokusunu oluşturur. Viyana'nın UNESCO yönetim planı da tarihî merkezin biçimini özellikle Orta Çağ, Barok ve Gründerzeit olmak üzere üç büyük gelişim evresinin ürünü olarak tarif ediyor.


Dolayısıyla Viyana'nın önemli bölümü bir şehir plancısının boş bir arazi üzerinde cetvelle çizdiği bir kent değildir. Sokak genişlikleri, parseller, cepheler ve meydanlar yüzyıllar boyunca birbirinin üzerine eklenmiştir.


Barselona'nın Eixample'ı ise bunun neredeyse tam tersidir.


19'uncu yüzyılda Ildefons Cerdà'nın planladığı Eixample, eski kentin dışında büyük ölçüde yeni bir kent parçası olarak tasarlandı. Düzenli grid sistemi, geniş sokaklar, kırık köşeli bloklar, hava dolaşımı, ışık ve hijyen fikri planın temelini oluşturdu. Bugünkü kullanım planın orijinal idealinden pek çok açıdan sapmış olsa da, kamusal alan için başlangıçtan itibaren daha geniş bir geometrik rezerv bırakılmış olması, ağaçlandırmayı Viyana'nın birçok iç mahallesine göre çok daha kolay hale getirdi.

Bu çok önemli.


Çünkü bir şehrin bugün ağaç dikip dikememesi yalnızca çevre politikasıyla ilgili değildir. Bazen yüz elli yıl önce çizilen bir cadde kesiti bugünkü iklim politikasının hareket alanını belirler.


Barcelona neden ağacı sokağın parçası yaptı?


Barcelona'nın iklimi tarih boyunca Viyana'dan daha sıcak ve yaz kuraklığının daha belirgin olduğu Akdeniz koşullarına sahip. Belediye raporları da kentin iklimini sıcak yazlar ve düzensiz yağışlarla karakterize edilen Akdeniz iklimi olarak tanımlıyor.

Bu coğrafi gerçek sokak kültürünü de şekillendirdi.

Gölge, Barcelona'da yalnızca estetik bir tercih değildir. Açık havada yürümek, oturmak, sosyalleşmek, kafelerin ve dükkânların sokakla ilişki kurabilmesi için bir ön koşuldur.


Barcelona Sokaklarından Karaler


Bunun sonucunda ağaç zamanla kaldırım mobilyası olmaktan çıkarak kentsel sistemin parçasına dönüşmüştür.


Barcelona'nın uzun vadeli ağaç ve doğa planları da bugün bu yaklaşımı daha ileri taşıyor. Şehrin Nature Plan 2030'u ve Tree Master Plan'ı ağaçları yalnızca güzelleştirme aracı olarak değil; iklim direnci, biyolojik çeşitlilik, sağlık ve yaşam kalitesini sağlayan bir yeşil altyapı olarak tanımlıyor.

Bu düşünce Superblock dönüşümleriyle daha da görünür hâle geldi. Otomobil trafiğine ayrılmış alanın bir kısmı yaya, bisiklet, oturma, oyun ve yeşile geri veriliyor. Barcelona böylece yalnızca yeni ağaç dikmiyor; sokağın kime ait olduğunu yeniden tanımlıyor. 


Bu ayrım önemli. Çünkü iklim uyumlu şehir yapmak çoğu zaman “boş bulduğumuz yere ağaç dikelim” meselesi değildir.


Konu; Ağaca yer açmak için şehirde hangi kullanımdan vazgeçeceğiz?'dir.


Viyana'da ağacın karşısındaki görünmez rakip: yeraltı


Neustiftgasse gibi bir Viyana sokağına bakıldığında insanın aklına doğal olarak şu soru geliyor:

“Şu kaldırıma neden birkaç ağaç dikmemişler?”

Sorunun cevabı çoğu zaman kaldırımın altında.


Bir kent ağacı yalnızca bir gövde ve bir metrekare toprak değildir. Sağlıklı biçimde büyüyebilmesi, geniş bir taç oluşturabilmesi ve onlarca yıl yaşayabilmesi için ciddi bir kök hacmine, suya ve hava geçirgen toprağa ihtiyacı vardır.


Oysa tarihî şehirlerin altında ikinci bir şehir vardır:

Kanalizasyon, içme suyu, gaz, elektrik, telekomünikasyon, bodrumlar, temel yapıları, metro ve tramvay altyapıları…


Üstelik yüzeyde de rekabet devam eder:

Yaya kaldırımı, bisiklet yolu, araç şeridi, yükleme alanı, otopark, kafe kullanımı.

Bu yüzden kentsel ağaçlandırma aslında bir mekân ekonomisi problemidir.


Bir yetişkin ağaca gerçekten yaşayabileceği alan vermek istiyorsanız, bazı durumlarda bir park yerini kaldırmanız, kaldırımı genişletmeniz veya yol kesitini yeniden düzenlemeniz gerekir.


Viyana'nın son yıllarda kullandığı “sünger şehir” yaklaşımı tam olarak bu soruna cevap veriyor. Yağmur suyunu mümkün olduğunca yerinde tutan ve ağaç kökleri için kaldırımların ve yolların altında daha geniş hacimler yaratan sistemler sayesinde, ağacın kurak dönemlerde suya erişmesi ve daha büyük bir taç geliştirmesi amaçlanıyor.


Yani geleceğin sokak ağacı aslında yüzeyde gördüğümüz ağaçtan çok daha büyük bir altyapı projesidir.


Fakat her şeyi tarih ve altyapıyla açıklamak da doğru değil


Burada Viyana'yı fazla kolay aklamamak gerekiyor.

Elbette tarihî sokaklar dar. Elbette altyapı karmaşık. Elbette UNESCO koruması var.

Fakat kamusal alanın dağılımı aynı zamanda siyasi bir tercihtir.

Bir sokakta 40 otomobil için park yeri bulunabiliyor ama 20 ağaca yer bulunamıyorsa, sorun yalnızca fizik değildir.


Soru şuna dönüşür:

Kent yönetimi hangi kullanımı daha değerli görüyor?


Viyana da bugün bu denklemi değiştirmeye başlamış durumda. “Raus aus dem Asphalt” — kabaca “asfalttan çıkış” — programı kapsamında şehir, kamusal alanları sert zeminden arındırıyor, ağaçlandırıyor, oturma alanları ve su öğeleri ekliyor. Belediye verilerine göre 23 ilçedeki 344 proje kapsamında sokak ve meydanlarda 85 bin metrekareden fazla yeni yeşil alan, 3.316 yeni ağaç, 2.745 oturma alanı ve yaklaşık 2.000 metrekare su öğesi oluşturuldu veya planlandı.


Burada kullanılan sloganlardan biri aslında dönüşümü çok iyi özetliyor:

“Park statt Parkplatz” — park yeri yerine park. 


Dolayısıyla mesele artık mühendislik kadar bir değerler hiyerarşisi değişimi.


İklim değişikliği Viyana'nın eski denklemini bozuyor


Viyana'nın tarihî kent modeli kendi döneminde irrasyonel değildi.

Orta Avrupa ikliminde yaz sıcağı Barcelona'daki kadar uzun süreli ve yapısal bir sorun değildi. Kalın duvarlı binalar, iç avlular, gölgeli pasajlar, parklar ve daha serin geceler, kenti uzun süre yaşanabilir tuttu.


Ama sistemin tasarlandığı iklim artık aynı değil.

Viyana Belediyesi, şehrin yıllık ortalama sıcaklığının son kırk yılda yaklaşık 2°C arttığını, sıcak hava dalgalarının ve kurak dönemlerin belirgin biçimde çoğaldığını bildiriyor. 1961–1990 döneminde yılda ortalama yaklaşık beş “çok sıcak gün” görülürken sonraki dönemlerde bu sayı belirgin biçimde yükseldi.


Daha çarpıcı olan yakın dönem verileri: Viyana'nın 2025 tarihli sıcaklık eylem planı kapsamında belediye yetkilileri, 1974'te 11 olan sıcak gün sayısının 2024'te şehir genelinde 45'e, Inner Stadt'ta ise 52'ye çıktığını belirtiyor.


Bu değişim, şehir planlamasının temel varsayımlarından birini bozuyor.

Bir kentin caddesi 1880 yılında tasarlanırken “ağustosta 35°C'de sürekli yaya gölgesi” öncelikli bir tasarım kriteri değilse, 2026 yılında aynı sokağı hiçbir değişiklik yapmadan kullanmaya devam etmek giderek daha pahalı bir hata haline geliyor.


İklim değişikliği işte burada şehirleri ilginç bir sorunla karşı karşıya bırakıyor:

Tarihî kenti korumak ile tarihî kentin yaşanabilirliğini korumak artık aynı şey olmayabilir.


Gölge artık dekor değil, altyapı


Uzun yıllar boyunca kent peyzajında ağaca estetik bir nesne gibi bakıldı.

Cadde güzelleştirilir. Meydana birkaç ağaç konur. Park tasarlanır.

Oysa sıcaklıkların yükseldiği dünyada ağaç çok daha temel bir fonksiyon üstleniyor.

Gölge sağlar.

Yüzeylerin güneş radyasyonu altında aşırı ısınmasını azaltır.

Buharlaşma yoluyla mikroiklimi değiştirir.

Yağmur suyunu tutar.

Yaya hareketini mümkün kılar.

Kafelerin, mağazaların ve sokak ekonomisinin yazın çalışmasını destekler.

Çocukların ve yaşlıların kentte hareket edebilmesine yardımcı olur.


Bu nedenle ağaç, geleceğin şehirlerinde aydınlatma direği, kanalizasyon veya toplu taşıma kadar ciddi bir kentsel altyapı kalemi olarak düşünülmek zorunda.


Viyana'nın Zieglergasse dönüşümü bunun küçük ama anlamlı bir örneği. Şehrin en yoğun yapılaşmış bölgelerinden Neubau'daki yaklaşık bir kilometrelik “cool mile” üzerinde 24 yeni ağaç, genişletilmiş yaya alanları, içme suyu noktaları, açık renkli ve geçirgen zeminler ile trafik sakinleştirme önlemleri bir arada uygulanmış.


Buradaki asıl ders, tek başına “24 ağaç dikilmiş olması” değil.

Ağaçla birlikte sokağın bütün sisteminin değiştirilmiş olmasıdır.


Barcelona'nın avantajı var ama onun da geçmişi geleceğe yetmiyor


Barcelona'yı bu karşılaştırmada kusursuz şehir haline getirmek de yanlış olur.

Eixample'ın geniş sokakları ve mevcut ağaç dokusu büyük avantaj sağlıyor; fakat Akdeniz ikliminin gelecekte daha sıcak ve daha kurak hale gelmesi, Barcelona'nın da mevcut ağaç türlerini, sulama sistemini ve kamusal alan kullanımını yeniden düşünmesini gerektiriyor.


Barcelona'nın Nature Plan 2030'u bu nedenle kent doğasını daha bağlantılı, dayanıklı ve biyolojik açıdan çeşitli hale getirmeyi amaçlıyor; şehir artık ağacı tek tek nesneler değil, birbirine bağlanan bir yeşil ağın parçaları olarak ele alıyor.


Yani Barcelona'nın bugünkü avantajı “sorunu çözmüş olması” değil.

Avantajı, dönüşümü gerçekleştirmek için elinde daha uygun bir sokak geometrisinin bulunması.

Viyana ise aynı dönüşümü çok daha zor bir fiziksel miras içinde yapmak zorunda.


Asıl mücadele: tarihî şehirleri müze haline getirmeden korumak


Viyana'nın karşı karşıya olduğu problem yalnızca şehircilik değil, kültürel miras problemidir.

UNESCO statüsündeki tarihî merkezde cepheler, siluet, sokak dokusu ve kamusal alanın tarihsel karakteri hassas biçimde korunuyor. Viyana'nın kendi Dünya Mirası yönetim planı da şehrin temel ikilemini açıkça tarif ediyor: tarihî mirası korurken merkez bölgenin yaşayan, ekonomik ve kültürel olarak gelişebilen bir şehir parçası olmaya devam etmesi gerekiyor.

Fakat bu noktada “koruma” kavramını yeniden düşünmek gerekebilir.


Bir meydanın 1900 yılındaki taş görüntüsünü aynen muhafaza etmek, eğer 2050'de temmuz ayında insanların o meydanda bulunmasını imkânsız hale getiriyorsa, gerçekten koruma mıdır?

Yoksa sadece dekorun korunması mıdır?


Bir tarihî kentin değerini yalnızca binaları değil, o binaların arasında süren hayat yaratır.

Dolayısıyla geleceğin koruma anlayışı belki de şu ilkeye dayanmalı:

Tarihî biçimi mümkün olduğunca koru; fakat yaşanabilirliği sağlayan yeni iklim altyapısını görünmez veya uyumlu biçimde ekle.


Bu; doğru türde ağaçlar, geçirgen zeminler, yağmur suyu depolama, ince gölgelikler, çeşmeler, daha az park alanı ve daha geniş yaya alanları anlamına gelebilir.


Şehir planlamasının yeni görevi: geçmişin kentini geleceğin iklimine taşımak


  1. yüzyıl şehir planlaması büyük ölçüde otomobil, konut üretimi, trafik kapasitesi, altyapı ve fonksiyonların ayrılmasıyla uğraştı.

  2. yüzyılın şehir plancısı ise farklı bir problemle karşı karşıya:

Var olan şehri tamamen yıkmadan, iklimini yeniden tasarlamak.


Bu son derece zor bir görev. Çünkü iklim değişikliği kentsel tasarımın “güzel olsa iyi olur” kategorisindeki unsurlarını temel yaşam altyapısına dönüştürüyor.

Ağaç artık süs değil.

Gölge artık konfor detayı değil.

Su öğesi artık peyzaj dekorasyonu değil.

Geçirgen toprak artık peyzaj mimarının tercihi değil.

Bunların hepsi iklim altyapısı.


Viyana'nın şu anda yaptığı dönüşüm bunun başlangıcı. Şehir kendi resmi iklim stratejisinde yükselen sıcaklıkları, sıcaklık stresini ve ekstrem hava olaylarını temel uyum sorunları arasında sayıyor.

Barcelona ise aynı mücadeleye farklı bir başlangıç noktasından giriyor: daha sıcak bir coğrafyada, sokak ağacının uzun zamandır gündelik kent hayatının doğal bir parçası olduğu bir modelden.


En ilginç sonuç: şehirleri artık yukarıdan değil, insan boyundan ölçmemiz gerekiyor


Belki de bu iki şehir arasındaki karşılaştırmanın en önemli sonucu bu.

Bir şehir planına yukarıdan baktığınızda Viyana olağanüstü yeşil görünebilir.

Ama insan şehirleri uydu görüntüsünden yaşamıyor.

1,70 metre yükseklikten yaşıyor.

Kaldırımda.

Çocuk arabasıyla.

Elinde alışveriş torbasıyla.

Bir metro istasyonundan diğerine yürürken.

Öğle güneşinde restoran ararken.

Bu nedenle geleceğin kent kalitesi göstergeleri yalnızca şunları ölçmemeli:

Kaç hektar park var,Kaç ağaç var,Kişi başına kaç metrekare yeşil alan var.


Bunlardan daha önemli yeni bir soru ortaya çıkıyor:

Bir yayanın günlük güzergâhının ne kadarı gölgede?


Bu ölçüldüğü anda Barcelona ile Viyana arasındaki fark çok daha anlaşılır hale geliyor.

Viyana yeşili büyük parçalarda olağanüstü zengin bir şehir.


Barcelona ise özellikle Eixample'da yeşili hareketin içine sokmayı başarmış bir şehir.

İklim değişikliği çağında ikinci model giderek daha önemli hale geliyor.


Şehirlerin yeni lüksü gölge olacak


  1. yüzyılda modern şehrin lüksü temiz su ve kanalizasyondu.

  2. yüzyılda otomobil erişimi ve geniş yollar oldu.

  3. yüzyılda ise şaşırtıcı biçimde en kıymetli kentsel kaynaklardan biri çok daha basit olabilir:

Gölge.


Gölge üreten yetişkin bir ağacı bir gecede satın alamazsınız. Taç oluşturması on yıllar alır.

Bu nedenle bugün dikilmeyen ağaç, 2040'ın şehircilik açığıdır.

Viyana'nın sokaklarında ağustos ayında yürürken hissedilen rahatsızlık bu açıdan küçük bir turistik gözlem değil. Çok daha büyük bir dönüşümün habercisi.

Çünkü şehirlerin artık yalnızca geçmişlerini korumaları yetmeyecek.


Geçmişten miras aldıkları fiziksel yapıyı, hiç tasarlanmadığı bir geleceğin iklimine uyarlamak zorunda kalacaklar.


Barcelona bu geleceğe sokak ağaçlarıyla biraz daha hazırlıklı girmiş durumda.

Viyana ise olağanüstü parkları, tarihî dokusu ve güçlü kamusal yönetim geleneğine rağmen sokak ölçeğinde daha zor bir dönüşümle karşı karşıya.


Ve belki de önümüzdeki otuz yılın en iyi şehirleri, en fazla parkı olanlar değil; evinizden çıktığınız andan gideceğiniz yere ulaşana kadar sizi güneşin altında bırakmayanlar olacak.

 

Son Yazılar

Hepsini Gör
2023 Biterken

Bir varolma nedeni arayışı hayatı yaşamaya değer kılan şey nedir sorusunun yanıtını arama çabası bir lüks haline geldi. Sabah yataktan...

 
 
 
Ben ne yapıyorum?

Kendime mesleğimi sorduğumda, birkaç kelime ile anlatamıyorum. Aklıma gelen kelimelerin içi çok boşaltıldığı için de içime sinmiyor....

 
 
 

Yorumlar


bottom of page